Eğitim Sistemimizde Dönüşüm Şart mı?


Eğitim sürecimizi değerlendirdiğimizde ilk karşımıza çıkan tablo, yazık ki sürekli sol beyni eğiten ve sağ beyni bastıran bir yapıya sahip olması gerçeğidir. Tabi bu nokta da sevindirici olansa, son yıllarda ilköğretimde izlenen ve sağ beyni de devreye sokan yeni yöntemlerin kullanılması. Gerçi daha başlangıç aşamasında olunduğu için "Kullanılma" ifadesi biraz iyimser kaçabilir. Ama bir adım dahi atılmış olması, sol ve sağ beynini doğru şekilde kullanan bir neslin yetişeceği konusunda umutlandırıyor bizi.

Eğitim Sistemimizde Dönüşüm Şart mı?

Şu an sol beyin ağırlıklı bir sistemin içinde yoğruluyoruz. Sadece eğitim sistemi açısından değil, toplumsal kalıplar açısından da değerlendirdiğimizde aynı tablo çıkıyor karşımıza.

Resime, müziğe yani sanata ilgi duymanın "Gereksiz" bulunduğu ama mühendis, doktor, avukat olmanın yüceltildiği bir toplumda yaşıyoruz.

Sadece sol lobun yapabildiklerine mahkûm kalıyoruz. Doğduğumuz anda her ikisini de kullanan bir dahi iken, zamanla sadece sol beyni kullanmayı öğreniyoruz. Sanki hayal kurmak, yeni fikirler ortaya atmak tuhafmış gibi dışlıyoruz sağ beynimizi.

Bilimin ve teknolojinin son sürat geliştiği, bugün aldığımız bir cihazın üç ay sonra demode olduğu bir çağda, acaba neden biz yeteri kadar üretmiyoruz? Neden çağa ayak uydurmak yerine, başkalarının yaptığı hazırı kullanıyoruz?

Cevap belli değil mi? Çünkü yatırım yapmıyoruz. Çünkü yapmak isteyenlerin önünü kapatıyoruz. Çünkü bilime ve teknolojiye gerektiği önemi vermiyoruz.

Bu bahaneleri sıralayıp, gidebiliriz. Ama bizim derdimiz bu değil. Bu alanlara yatırım yapsak da gelişimi sağlayacak beyinler yetiştirmiyoruz ki.

Küçük çocuklara baktığınızda onların üretkenliğine hayran kalırsınız, iki parça oyuncaktan, ne hikâyeler yazar, ne oyunlar oynar.

Sonra büyümeye başladıkça, sağ beynin neredeyse yok sayıldığı bir sistem içinde, sol beynini geliştirir de geliştirir. En sonunda yaratamayan, kendine verilenle yetinen, dahi olmadığına inanan toplumsal kalıpların içine sıkışmış bir bireye dönüşür. Sanki o hikâyeyi yazan dahi o değilmiş gibi.

Tabi bütün sorumluluğu sisteme yüklemek de hem haksızlık olur, hem de masum olmadığımız halde bizi masum kılacağından doğru bir yaklaşım değildir.

Sonuçta biz de sistemin izlediği yola katkıda bulunuyoruz. Sağ beynimizi işlevsiz kılmayı kendimize borç bilip, saatlerce bilgisayarın başında oyun oynuyoruz.

  • Kahve köşelerinde okey oynayıp, at yarışlarının peşinden koşuyoruz.
  • Bahçede ip atlayıp, uzuneşek oynuyoruz.
  • Dersleri anlamayı umursamayıp, alacağımız not için ezberliyoruz.
  • Suçu öğretmene ya da sisteme atıp, sanki araştırmak diye bir şey yokmuş gibi sadece denileni yapıyoruz.
  • Sistem bizi sol beyinli yani yarım beyinli yetiştirirken, bizde onun ekmeğine yağ sürüyoruz.
  • Hayal kurmak yerine, filmlerdeki hazır hayalleri kullanıyoruz.
  • Saatlerce beynimizi uyuşturan, tek yanlı çalıştıran, yaratıcılığı öldüren, korku ve yalnızlığa sürükleyen bilgisayar oyunlarını oynuyoruz.

"Nasıl gelişirim?" diye sormak yerine; "Kısa yoldan nasıl sonuca varırım?" diye sormayı tercih ediyoruz.

Günümüz eğitim durumuna baktığımızda sistemimizde bir değişim olmalı mı? Aşağıdaki filmi bu doğrultuda izleyebilirsiniz.

Film: http://egitimsinifi.com/indexAyrinti.asp?link=d1069b3cbf5ca8924428f84aa7a7b7d2

 

Foto:http://www.medeniyetufku.com/egitim-sistemini-donusturen-ulkeler-5-hollanda/