BU GÜN BİR BAŞKA


Daha güneşin ışıkları perdeyi delip eve girmeden kalkmıştı. Her gün olduğu gibi yorgun, mutsuz ve huzursuzdu. Yoğun tempo ve hızlı ilerleyen zaman onun gencecik yüzüne işlemişti. Daha 25 inde olmasına rağmen gözaltı morlukları ve yıpranmış kahverengi saçları onu en az 35 inde gösteriyordu.

BU GÜN BİR BAŞKA

Daha güneşin ışıkları perdeyi delip eve girmeden kalkmıştı. Her gün olduğu gibi yorgun, mutsuz ve huzursuzdu. Yoğun tempo ve hızlı ilerleyen zaman onun gencecik yüzüne işlemişti. Daha 25 inde olmasına rağmen gözaltı morlukları ve yıpranmış kahverengi saçları onu en az 35 inde gösteriyordu. Kendisi bu halinin farkındaydı. Lakin işi sebebiyle yaşantısı böyleydi. Sevmiyor değildi ki mimarlığı. Yüksek bir puan ile bitirmişti üniversiteyi, daha mezun olmadan her yerden teklif yağıyordu. Aslında onun hayali kendi işinin patronu olmaktı ama çevresindeki insanları dinleyerek en yüksek maaşlı işi seçti. Her sabah yüzündeki halsizliği gidermek için bir ton makyaj yapıyor kahvaltı yapmadan evden ayrılıyordu.

Yavaş bir şekilde yatağından kalktı. Dün gece bir projeyi bitirmek için geç yatmıştı. Düşündü kendi kendine ‘Acaba iş yerindeki tek çalışan ben miyim?’. Soğuktan çatlamış olan dudakları kıvrıldı. 1 ay önce çok beğenerek aldığı çoğu insana göre aşırı pahalı olan ama Elif için hiç hiçbir değeri olmayan halıda ayaklarını sürüye sürüye lavaboya gitti. Bu halıya o kadar para vermesine rağmen kullanmıyordu bile. Eve bazen çok geç geliyor projesini bitirmek için çalışma odasına geçiyordu. Ve çoğu vakit orda uyuyordu. Bir hırsız gelip evi soysa uzun süre haberi olmazdı herhalde.


            Aynada kendisine baktı. Çok az uyuduğu daha doğrusu hiç uyumadığı için gözleri çökmüştü. Ev yemeğini en son annesi geldiğinde yani 2 ay önce yemişti. Her sabah kahvaltı yerine acı kahve içiyor, öğlen yemeğini de çoğu zaman yemiyordu bile. Akşam ise iş yerine gelen pizzadan bir dilim alıyordu. Dengesiz beslenmesi yüzünden yanakları çökmüştü, kolları ise aşırı sıskaydı. Acıyordu bu haline. Ama bu kriz zamanında böyle bir iş sahibi olmak çölde göl sahibi olmak gibiydi. Para Elif’in de gözünü köreltmişti. Hayat enerjisini almış ve mutsuzlaştırmıştı. Kısaca yaşamını alıp götürmüştü.

Eline sıcak su alıp yüzünü yıkadı. Kuru cildi suyu alınca biraz neşelenmişti. Son moda tuvalet dolabından tarağını çıkardı. Burukça gülümsedi tekrar. Bu dolap için bir ton para vermişti. Ama günde sadece bir kez tarağını almak için açıyordu. Gözlerini kapattı. Tarağı yıpranmış saçlarına geçirdi. Şansı olsa söker atardı saçlarını.

Ağır davranıyordu bugün. Sanki huzursuzdu içi. Kalbine bir şey oturmuş git yat diyordu. Umursamadı Elif. Hiç bir zaman duygularını umursamadığı gibi. Öbür dünyada kesinlikle bedeni ondan şikayetçi olacaktı.

Saçlarını at kuyruğu yapıp odasına geçti.

Komidinin üstündeki mezuniyet fotoğrafına baktı. Gülümsüyordu. Mutluydu iyi bir işi olduğu için. Geleceğini kurtardığını düşündüğü için. Oysa ne hayalleri vardı. Mimarlık diplomasını aldığı zaman yapacağı ilk şey kendi köyüne okul yaptırmak olacaktı. Ama şimdi yaptığı şey bir kenar mahalleyi yıkıp oraya yaptırılacak olan nezih bir sitenin projelerini çizmekti.

Adımlarını elbise dolabına yöneltti.  Dolabın kapağını açıp eline ilk gelen kumaş pantolonu giyip üstüne rastgele seçtiği boğazlı kazağı giydi. Bir çok şeyi kafasına takmadığı gibi giysi uyumu da onun için önemli değildi. Sadece giydikleri markalı olmalı ve onu asil göstermeliydi.

Projelerinin bulunduğu çalışma odasına geçti. Hepsini sırasına göre düzenleyip çantaya koydu. Projelerin bugün teslim günüydü. Unutması söz konusu bile değildi. Özenle yerleştirdiği kağıtları kapının önüne koydu. Çevresine son kez bakındı. Evinin muazzam bir dizaynı vardı. Kendiside biliyordu ki evine bakan bir daha bakardı. Lakin evinin güzelliğinin hiçbir anlamı yoktu ki. Ne arkadaşları gelirdi ne de kendisi evine uğrardı.

Unuttuğu bir şey olup olmadığına bakındı. İş yerinde çok baskı altındaydı. Ufacık bir aksaklığa sebep olursa ya kovulur ya da maaşından kesilirdi. Disiplin ön plandaydı. Elif kendini orda adeta robot gibi hissediyordu. Verilen emirleri yapıyor kendisine hiç söz hakkı tanınmıyordu.

Vestiyerden paltosunu aldı. Kahverengi ve yaşına göre ağır bir paltoydu. Kollarındaki ve boyundaki kürklerden oldu olası nefret ederdi. Ama ne kadar rüküş olursa olsun Elif’ e göre kürk kazandığı paranın bir aynasıydı. Hızlıca giyindi. Ayakkabılıktan paltosunun rengindeki uzun botlarını çıkarıp giydi.

Derin bir nefes aldıktan sonra araba anahtarlarını cebine attı. Hayatının monotonluğu bir gün onu öldürecekti. Ya da yalnız yaşamı.

Kapıyı kapatmadan önce son kez evine göz gezdirdi. Şimdi ona sarılarak uğurlayan bir annesi olsun isterdi. Lakin annesini evine kalmaya davet ettiğinde annesi eve hiç gelmeyişinden yakınmıştı. ’Allah’ın sana lütfettiği hayatı hiç iyi yaşamıyorsun be kara gözlüm. Kendine yazık ediyorsun.’ demişti. Haklıydı ama Elif’e para kazanmak daha cazip gelmişti. Her gördüğünü alabilme imkanı vardı. Gerçi alışveriş için de zamanı yoktu ya neyse.

Dairesinin kapısını kapatıp seri adımlarla asansöre yöneldi. Her attığı adım beynine vuruyordu. Dik ve kendinden emin yürüyüşü bazılarında kıskançlık yaratsada bazıları onu ukala buluyordu. Ama Elif insanların bakışlarını da umursamıyordu. Ona göre önemli olan kendi düşüncesiydi.

Asansörün kapısı açıldığında karşılaştığı kişilerle komşu olmasına rağmen herkes ona yabancıydı. Elindeki proje çantası ve kadınların olmasa olmazı olan geniş çantasıyla asansöre sığmaya çalıştı. Normalde kısa bir süre olmasına rağmen Elif için dakikalar sürmüştü. Çünkü asansördeki her bir insan onu izlemişti. Zemin kat düğmesine basıp asansörün 12 kat aşağı inmesini bekledi.

Sanki küçücük alandaki herkes ona bakıyordu. İfadesiz yüz hatları daha da biçimleşti. Tek isteği elindeki projeleri yetiştirmekti. O Elif SÖNMEZ idi. Kendince yetenekli ve başarılı bir mimardı. İş yerinde beş mimar vardı. Ama yüksek bütçeli bir yapının projesini hazırlama görevi ona verilmişti. Büyük bir başarıydı bu Elif için. İlk defa tek başına yapacağı gerçek bir çalışma olacaktı.

Nihayet asansör durmuştu. Herkes sanki bu anı bekliyormuş gibi dışarı fırladı. Elif ise kendi kişiliğinden ödün vermeyip yavaş ve seri adımlarla arabasına ilerledi. Dün gece eve geç saatte geldiği için apartmanın otoparkında yer bulamamıştı. O yüzden arabasını apartmanın önündeki yola park etmişti.

            Kendini dışarı attığında yüzüne soğuk bir hava dalgası çarptı. Tüm sokak bembeyaz olmuştu. Eskiden olsa hiç utanmadan yere yatar ve karların üstüne melek şekli yapardı. Lakin şimdi tek düşündüğü karlar altında kalmış arabasıydı.

Sinirle ellerini yumruk yaptı. Hayat sanki bugün Elif’e karşı cephe almıştı.

Gözlerini kapadı. Düşünmeye başladı. Eğer şimdi arabasının üstündeki karları temizlemeye kalkışsa bu iş çok fazla zamanını alabilirdi. Üstünde bu kadar yük varken bir de işe geç kalma gibi bir durumla burun buruna gelmesi yükünü arttırmışı.

Kafasındaki bir dolu düşünceyi savurmak adına başını iki yana salladı. Sakinleşmeli ve işini zorlaştırmamalıydı. Derin bir nefes aldı,soğuk hava burnunu sızlattı. Havadaki is kokusu ciğerlerine kadar işlemişti. O an aklına çocukken sobalı evlerinde  közledikleri patates geldi. Sobadan gelen is kokusu ve tavanda ateşin yaptığı turuncu renk şölenini izlediği mutlu çocukluğu… Güzel anılarını hatırlamak onu biraz sakinleştirmişti.

Bir anda aklına taksi çağırmak geldi. Kafasındaki geç kalma düşüncesi fikir üreten bütün algılarını kapatmıştı. Aslında basit bir sonucu olan soruna,beynindeki karamsar düşünceler ulaşmayı zorlaştırmıştı.

Biz insanlar hep böyle değil miyiz zaten? Aslında basit olan çözümü kafamızda büyüterek labirentli bir çıkmaza sürüklüyoruz kendimizi. En büyük sıkıntıları başımıza biz açıyoruz. Bir olanı bin ediyoruz.

Çantasını açıp en altlarında olduğunu tahmin ettiği telefonu bulmaya çalıştı. Aklındaki düşünceler yine galip gelmişti. “Taksi durağının numarasını kaydetmediysem.”, “Trafik varsa.” ve daha niceleri.

Çantasındaki karmaşadan kurtulup nihayet eline telefonunu alabilmişti. Yüzüne işleyen soğuk hava yanaklarını kızartmışı. Ellerindeki eldivenleri çıkarıp telefondan taksi durağının numarasını aramaya başladı. Tüm rehberi baştan ayağa aradı. Sonlara doğru nihayet buldu. Mutluluktan kocaman bir gülümseme oluştu yüzünde.

Arama tuşuna basıp telefonu kulağına götürdü. Elindeki proje çantasını sıkıca tutuyor  bir yandan da üşümemek için kafasını atkısına sokmaya çalışıyordu.

“Alo Huzur Taksi durağı. Buyurun.” dedi yorgun bir ses. Sabahın bu saatinde iş                     başı yapan bir tek Elif değilmiş demek ki.

“Karaağaç Sokak. Nehir sitesine bir taksi istiyorum.” dedi. Sesi uzun süredir duygudan mahrumdu.

“Peki hanımefendi.” diyip telefonu kapattı. Adamın sesinde memnuniyetsizlik fark edilir derecedeydi. Fakat Elif bozuntuya vermemişti bile. Onun düşündüğü taksinin gelme süresiydi. Tahminince taksi durağı buraya uzak değildi.

Taksiyi beklerken karşısındaki kaldırıma park ettiği son model arabasına baktı. Para Elif’i ellerinde tutuyordu. Ne isterse yaptırabilirdi.

Elif istese işini bırakır ve daha esnek saatleri olan bir iş yerinde çalışabilirdi. Ama ‘New City Mimarlık’ tüm dünyada ün yapmış bir şirketti ve Elif şirketin sadece bir kolundaydı. Elif’in çalıştığı yer gibi birçok yer vardı. Hatta daha büyükleri. Ün yapmış bir yerde çalışmak her daim bol para demekti. Para ise Elif için her şey.

Tüm şehir neredeyse New City Mimarlığı tanıyordu. Çünkü neredeyse tüm kenar mahalleri almış ve oradaki gecekonduları yıkarak büyük ve gösterişli siteler yapmıştı. Bir tek Elif’in projesinin yapılacağı mahalle tam satın alınamamıştı. Oradaki insanlara arsalarının karşılığında kendilerine verilecek ve parayı reddediyordu. Bu da Elif için büyük bir sorundu. Eğer arsalar satın alınamazsa yakın zamanda farklı bir yerde farklı bir proje ile çalışma yapılabilirdi. Yani Elif’in aylardır uğraştığı proje çöpe atılırdı.

Elif karamsar düşünceler içindeyken önüne gelen taksiyi fark etmemişti bile. Taksideki şoför kornaya bastı. Kulaklarına dolan iğrenç ses ile irkilen Elif taksiye baktı.

Dik duruşunu bozmadan elindeki projeleri arka koltuğa koyup, kucağına zor aldığı büyük el çantası ile birlikte öne oturdu.

“Çengel caddesine.” dedi. Yine sesi duygusuzdu. Tam adres vermek isterdi ama Elif adresi bilmiyordu ki. Onun için sadece cadde ismi vardı. Bu vakte kadar gerek duymamıştı bile. Zaten en gösterişli bina onların iş yeriydi.

Adam hiç umursamadan arabayı çalıştırdı. Arabanın biraz eski olmasından kaynaklanan ses ve egzoz kokusu arabanın içini sarmıştı. Elif yan gözle adama baktı.Biraz yaşlı ve ucuz sigara kokan biriydi. Burnunu kıvırdıktan sonra küçümseyici bakışlar attı.

“Eee kızım ne işle meşgulsün?” dedi. Şoför sıcak bir gülümsemeyle. Bu adamın gülümsemesi bile insanın içini ısıtabilirdi. Elif’i tanımamasına rağmen gülümsemesi anlam yüklüydü. Ama Elif tekrardan küçümseyici bakışlarla adama döndü.

“Mimarım.” dedi sadece. Sonra araba ani bir frenle son anda kırmızı ışıkta durdu. Kader ya tam o sırada New City Mimarlığın yaptığı bir inşaatın önünde durdular. Aslında konuşmayı burada sonlandırmayı düşünmüştü. Ama içindeki özgüven bunu engellemişti. Elif:

“Şu binanın projesi bizim şirkete ait mesela. New City Mimarlık.” dedi.

            Adam sakince kafasını çevirdi. Gözünde çözülmesi zor olan bir anlam yatıyordu.

“Bilirim.” dedi sadece. Elif dayanamadı. İşiyle övünmeyi severdi. Derinlerde bir yerlerde bunun bir sebebi yatıyordu elbet. Başka hiçbir şeyi yoktu ki Elif’in sadece çok para kazandığı bir işi vardı. Arkadaşları kocaları, çocukları ve yaptığı güzel yemeklerle övünüyordu. O ne ile övünecekti. Yalnızlığı, hiç uğramadığı modern evi veya görüşmediği arkadaşları ile mi? Yalnızlık bazen insanları kibre götürebilirdi.

“Ben de bu günlerde Eren Mahallesine yapılacak olan projeyi tasarlıyorum.” dedi adeta övünmek istenen küçük çocuklar gibiydi yüzündeki ifade.

Adam hiçbir şey demedi. Gözlerinde yine bir anlam vardı. Baştaki güler yüzlü insan mahzunlaşmıştı.

Elif adamın cevap vermeyişine bozulsa da hiçbir şey demedi. Kolundaki saate baktı. İlk defa bugün aklına gelmişti saate bakmak. Çünkü o her zaman dakikti. Saat kendisiydi. Sıradan ve planlı hayatı işlerini düzenli yürümesini sağlıyordu. Saat 06:47 idi.

O an beyninden vurulmuşa döndü. Mesaisinin başlamasına 13 dakika vardı. Ve sabah trafiğine takılmışlardı. Gözü seğirmeye ve alnından soğuk bir ter akmaya başladı. Aslında hiçbir zaman işe geç kalmazdı. Geç kalma korkusu da olmazdı. Ta ki geçen aylarda geç kaldığı için kovulan arkadaşını görünceye dek. O günden beri bir dakika geç ulaşsa bile telaşlanıyor ve terlemeye başlıyordu. Bu işten kovulması onun sonu olmazdı ama New City Mimarlıktaki kariyeri onun için önemliydi.

“Geldik kızım.” dedi. Elif tekrar bir telaşla saatine baktı. 06:58!

Elif hemen taksimetredeki meblayı ödeyip taksiden indi. Adam onu cadde başına bırakmıştı ve iş yeri daha uzakta kalıyordu. Adresi tam olarak öğrenmediği için sinirleri bozulsada şuan geç kalma duygusu baskın gelmişti

Dik ve sakin yürüyüşünden ödün verip adımlarını hızlandırarak yürümeye başladı. İki dakika içinde ulaşmalıydı. Aslında bir iki dakika geç kalması sorun oluşturmazdı ama Elif korkuyordu. Kovulmak istemiyordu. Karlı kaldırımlar yürümesini zorlaştırıyordu.

Nefes nefese kalmıştı. Çevresinde ki insanları önemsemeden ne halde olduğunu umursamadan koşuyordu. Nezih bir çevre olduğu için herkes sakin bir şekilde yürüyor ya da sabah kahvelerini yudumluyorlardı. Bu çevrede koşan bir kız görmek zordu. Elif ise bunları düşünmeden sadece işini kaybetmemek için koşuyordu. At kuyruğu yaptığı saçları tamamen dağılmıştı. Soğuk havaya rağmen yüzünde ter damlaları vardı. Sonunda iş yerine varmıştı. Ellerini dizlerine koyup soluklandı. Kalbi durmadan atıyordu.

Binanın cam penceresinde kendini gördüğünde çığlık atmak istedi. Bu halde buraya kadar gelmiş olamazdı. Kafasını iki yana sallayıp üstüne çek düzen verdi. Nefes alışverişi düzene girmişti. Gözlerini kapayıp derin bir nefes aldıktan sonra iş yerine girdi.

Şirketin giriş katı tamamen yaptıkları binaların maketleri ile doluydu. Bir kaç tablo ile renklendirilmiş ve ciddi bir havası olan bir kattı. Elif asansöre yöneldi. Şuan tek umudu patronunun onu bu halde görmemesi ve tabi ki de kovmamasıydı. Asansör geldiğinde kalp atışları daha da hızlanmıştı. Kendini ilk iş gününde hissediyordu. Gerçi o zaman kalp atışlarının sebebi korku değil sevinçti.

4.katın düğmesine basıp beklemeye başladı. Korkusu her katta daha da artıyordu. Bugün bir ilk yaşamıştı Elif. Geç kalmıştı. En korktuğu şey bugün başına gelmişti. Belki bunun bir sebebi vardı. Ne de olsa her şerrin sonunda bir hayır vardır. Lakin Elif’in bunu düşünmek için korkusunu bir kenara alması gerekiyordu. Daha yirmi beş yaşında olan bir kızın bu kadar büyük sorumluluk yüklenmesi duygularını düzenli kullanmasını engellerdi.

Asansörün kapısı yavaşça açıldı. Bir yığın korku ve stresle ilerlemeye başlayan Elif ne olacağını kestiremiyordu. Adımlarını masasına doğru yöneltti.

Herkes kendi işiyle ilgileniyordu. Kimse ona bakmıyordu. Elif bütün gözlerin ona odaklandığını düşünüyordu. Bu kadara basit bir durumu kafasına takmaya devam ederse sonucu akıl hastanesi olabilirdi.

Elif daha sakin bir şekilde masasına geçti. Masasında renkli hiçbir eşya yoktu. Her şey sade düzenliydi. Sadelik işine daha kolay odaklanmasını sağlıyordu. Paltosunu ve çantası masaya bıraktıktan sonra kahve standından en acı ve tatsız kahveyi alıp dün dolduramadığı dosyaların başına geçti.

Elif, işi ile o kadar meşguldü ki çevresindeki herkesin telaş ile dolanıp durduğunu fark etmemişti. Bütün dikkati işindeydi. Bir yandan geç kaldığını kimsenin fark etmemesine seviniyor bir yandan da gözleri üstünde hissediyordu. Gözler üstündeydi. Ama geç kaldığı için değil herkes yapılacak olan toplantı için hazırlanırken Elif masada oturup dosyaları düzenlediği için. En sonunda mimarlardan biri olan Aysu Elif’in yanına geldi.

“Elif neden oturuyorsun?” dedi ukala bir tavırla. Elif dosyalardan başını kaldırıp şaşkınca Aysu’ya baktı. Ne demek istediğini anlamamıştı.

 “Anlamadım?” dedi. Aysu yüzünde bilmiş bir ifade ile:

“İki saat sonra büyük toplantı var. Hani şu senin projenin toplantısı.” dedi Aysu. Bu projenin Elif’e verilmesini hiç istememişti. Çünkü o daha bilgili ve daha eski bir mimardı. Yapılacak olan sitenin proje görevini Elif aldığı için onu kıskanıyordu.

Elif şaşkına döndü. Ayağa bir hışımla kalktı. Kalkmasıyla oturduğu sandalye büyük bir gürültüyle devrildi. Bu görüntü herkesin işini bırakıp o yöne dönmesine sebep olmuştu.

“Projelerim.” diye mırıldandı. Gözlerini kapayıp bayılmamak için dua etti.  Projeleri yani geleceğini, umutları ve yaşama amacını takside unutmuştu. Geç kalmaktan korkarken, şirket için hayati önem taşıyan projeleri unutmuştu. Paltosunu alıp dışarı fırladı. Kimse umurunda değildi. “Kim ne der?” diye hiç düşünmemişti.

Dışarıdaki soğuk hava tekrardan yüzüne vurmuştu. Bugün cidden hayat ona karşı cephe almıştı. Aslında geç kalma korkusu yüzünden başına gelmişti tüm bunlar. Sakin olmaya çalışarak taksi durağını aradı. Onlar yardım edebilirdi.

“Alo buyrun.” dedi bir adam. Vakit öğleye geliyordu. İki saat içinde projeleri o toplantıya yetiştirmeliydi.

“Sabah bindiğim bir takside eşyalarımı unuttum. Bu konuda yardımcı olabilir misiniz?” dedi, nazik bir ses tonuyla.

“Elbette. Bindiğiniz taksinin plakasını biliyor musunuz?” dedi adam. Sesi umursamazdı.

“Hayır maalesef bilmiyorum ama şoför yaşlı bir adamdı ve sabah altı civarında binmiştim.” dedi. Telaşlandı bir an. “Bulunamazsa.” dedi kendi kendine. O zaman ne olurdu? Hiç düşünmek istemiyordu.

Bütün geleceğini planlamıştı. Para biriktirecek ve evlenecekti. Gerçi bu işi bırakmadan evlenemezdi. Çünkü vaktinin büyük bir payını işine ayırıyordu.

“Tamam hanımefendi. O saatlerde tek bir taksi çağrılmış ama.” dedi ve sustu adam. Elif telaşlandı. Adamın konuşmaya devam etmesini bekledi. Adam:

“Ama bugün kimse durağa eşya getirmedi.” dedi. Elif:

“Peki. Peki adresini biliyor musunuz? Belki yanına almıştır.” dedi. Eğer taksi adamınsa ve gece vardiyasından sonra eve dinlenmeye gitmişse bu mümkün olabilirdi. Bu kadar çok olasılığın bir arada olması imkansız olabilirdi. Ama Elif her ihtimali düşünmeliydi. Adam:

“Hanımefendi normalde çalışanlarımızın adresini vermeyiz ama Ahmet Dayı’nın kızmayacağına eminim. Eren Mahallesi Menekşe Sokaktaki evlerin birinde oturuyor ama evin kapı numarası belirtilmemiş. Zaten büyük bir yer değil size orada yardımcı olurlar.” dedi. Çantasından çıkarttığı not defterine adresi yazdı. Şimdi Elif’in yapması gereken bir taksi daha çağırıp adamın evine gitmekti.

“Tamam. Bir de Çengel Caddesi New City Mimarlık bürosuna bir taksi rica edebilir miyim?” dedi. Bugünden sonra bir daha taksiye binmeyecekti.

Adam, “Peki hanımefendi.” diyip telefonu kapattı. Elif’in iki saatten daha bir kısa süre içinde o projeleri alıp tekrar şirkete gelmesi gerekiyordu.

Kara gözlerini gökyüzüne çevirdi. Hava soğuk olsa da gökyüzü masmaviydi. Gökyüzü yeryüzüne inat ediyordu sanki. Gülümsedi Elif. Hayatı boyunca yaşamadığı aksilikler bir güne sığdırmıştı.

Gökyüzünü düşündü. Gökyüzü birçok olayın merkeziydi. Kuşlar orada uçuyor, bulutlar orada şekilden şekile girip birçok çocuğun hayal dünyasına misafirlik yapıyordu. Sonra bir gün hava kötüleşiyor ve gökyüzü simsiyah oluyordu. Ama yine gökyüzü insaflı davranıp tekrar eski haline geliyordu. Ta ki kimse onu umursamayıncaya kadar. Unutulduğu zaman tekrar simsiyah oluyordu.         

Kafasını yola çevirdi. Gökyüzü biraz olsun sakinleşmesini huzur bulmasını sağlamıştı. Ona doğru yaklaşan taksiyi fark eder etmez üzerindeki sakinlik uçup gitti. Tek düşündüğü yine iş oldu. Önünde duran taksiye hiç vakit kaybetmeden bindi. Elinde tutmaktan buruşmuş olan kağıdı açıp;

“Eren Mahallesi Menekşe Sokak lütfen.” dedi. Sonra tekrardan adresin yazdığı kağıda baktı. Tekrar baktı ve tekrar. Bunun mümkün olması imkansızdı. Ama Elif bugün imkansızları yaşamıyor muydu?

Eren Mahallesi, Elif’in projelerine ait gecekondu mahallesi. Elif kötü düşünmek istemiyordu ama taksici Elif’in projelerini çalmış olabilirdi. O adamın projelerini çalma ihtimalini aklında silmeye çalıştı.

Tek yaptığı taksinin gittiği yolu izlemekti. Olanlara anlam veremiyordu. Adam isteseydi Elif’in projelerini durağa bırakır ona ulaşmasını sağlayabilirdi. Ama öyle yapmamıştı. O adam da muhakkak evlerini satmayan kişilerden biriydi. Bir gecekondu mahallesindeki insanların evlerini satmayışını anlamıyordu. Karşılığında para veya bir daire verilecekti.

Monoton hayatı tamamen parçalanmıştı. Bir yanda nereye gittiğini merak eden iş arkadaşları diğer yanda projeleri çalan bir taksi şoförü.

“Abla bir telaşlı gördüm seni. Sorun mu var?” dedi şoför. Taksi şoförlüğü yapmasına rağmen okul çağında gibiydi.

“Sanane.” dedi Elif. Bütün öfkesini ses tonuna yansıtarak. Kendi bile korkmuştu bu sesinden.

Direksiyondan başını kaldıran genç şaşkınca Elif’e dönmüştü. Kısa süredir taksicilik yapıyordu. Böyle bir yolcusu hiç olmamıştı.

Taksici evini satmak istemediği için projeyi çalmış olabilir miydi? Anlam veremiyordu. Orda ki insanlar evlerini satmazlarsa şirket projeyi hayata geçirmekten vazgeçebilirdi ama projeyi çalması bir şey ifade etmiyordu. O proje kaybolsa bile yerine yenisi hazırlanırdı. Olan Elif’in emeğine olmuştu.

            “Geldik.” dedi genç adam. Sesinde hâlâ bir kırıklık vardı.

Elif tekrar yola baktı. Buralar alışık olduğu mahallelerden farklıydı. Çevrede çok az apartman vardı evlerin büyük çoğunluğu müstakil ve bahçeliydi. Sokakta kar topu oynayan çocuklar vardı.

“Sağ olun.” dedi ve taksimetrede yazan parayı ödeyip hiç vakit kaybetmeden taksiden indi. İner inmez yoğun is kokusu burnuna doldu. Sabahki isten daha farklıydı. Daha yoğun ve içten içe kestane kokuyordu. Özlemişti kestaneyi. Annesine inat sıcak sıcak ağzına atıp sonra dili yanmasına rağmen keçi inadı yüzünden bunu yapmaktan vazgeçmezdi.

Çevresinde oyun oynayan çocuklara baktı. Yıllardır bu kadar çok çocuğu bir arada görmemişti. Bir kısmı kardan adam yapıyor bir kısmı kartopu oynuyordu. Elif bir adım daha attı. Tam o sırada Elif’in kafasından aşağı bir kar kütlesi düştü. Gülüşerek oynayan sokak çocukları susmuş Elif’in tepkisini bekliyorlardı. Elif’e kartopu fırlatan çocuksa ne yöne kaçsam diye etrafına bakınıyordu.

Elif yere eğildi, araba egzozunun kokusu sinmemiş temiz kardan aldı. Yumuşacıktı. Eldivenlerini şirkette bıraktığı için soğuk tenine işlemişti. Buna rağmen karı elinde iyice yuvarladı. Sertleşip yuvarlanan kartopunu yavaşça döndürdü. Gözlerini kızgın bir ifadeye bürüyerek çocukların üstünde tek tek gezdirdi. Sonra rastgele bir çocuğu nişan alıp fırlattı. Fırlatmasıyla kar topu çocuğun kafasına denk geldi. Elif böyle bir şey beklememişti. En fazla ayak dibine düşeceğini düşünmüştü. Atılan kar topunun hedefi olan çocuk yere yığıldı. Bütün çocuklar korku ile geri çekildiler. Elif de korkuyordu. Çocukla çocuk olmamalıydı. Yavaş ve tedirgin adımlarla kar topu fırlattığı çocuğun yanına gitti. Çocuk sadece yerde yatıyor ve gökyüzüne bakıyordu. İçi ferahlayan Elif elini uzattı. Elini kavrayan çocuk yavaş bir şekilde doğruldu. Elifin gözleri gibi kara olan gözlerini mutlulukla kırptı. Teşekkür ederim demek istercesine kafasını eğdi.

Bütün çocuklar hayretle Elif’e bakıyorlardı. Sonra içlerinden boncuk gözlü bir kız tüm cesaretini toplayarak:

“Abla buraya o kadar çok müteahhit geldi ama senin gibisi ilk.” dedi bütün şirinliği ile. Çünkü buraya neredeyse her gün müteahhit geliyordu. Çocuklarda onlara kar topu fırlatıp kızdırıyorlardı.

            “Hayır tatlım ben buraya birine bakmak için geldim.” dedi Elif. Neden müteahhit olduğunu düşünmüşlerdi ki?

“Kim abla? Biz yardım edelim.” dedi bir oğlan çocuğu. Kendinden emin bir şekilde yürüyerek Elif’in yanına geldi.

Elif daha da şaşırmıştı. Hiç kimsenin tanımadığı bir kadın geliyordu ve mahallenin çocukları yardım için sıraya giriyorlardı. Ne korkup kaçmışlardı ne de görmezden gelmişlerdi.

“Sanırsam Ahmet Dayı diye biri.” dedi. Buranın adresi veren adam öyle demişti.

“Ahmet Dayımız mı? O bu saate burada olmaz ki.” dedi Elif’e kartopu fırlatan çocuk. Daha yeni cesaretlenmişti yanlarına gelmeye.

“Nerededir peki?” dedi Elif. Gerekirse şehrin öbür ucunda olsun gider bulurdu o adamı.

            İkindiye doğru gelir hepimize hediyelerini verir sonra evine annesinin yanına gider.” dedi boncuk gözlü kız.

“Tamam anladım evi neresi?” dedi Elif. Çok soru sorduğunu o da fark etmişi. Lakin toplantıya geciktiğini hissediyordu. Bu durum patronlarının hiç hoşuna gitmezdi.

“Şu sokağın sonunda mavi bir ev var zaten hemen fark edersin abla.” dedi boncuk gözlü kız.

Elif tamam anlamında başını salladıktan sonra adamın evine doğru yol almaya başladı. Yollardaki karlar henüz erimemişti. Hava tertemiz ve ferahlatıcıydı. Burada biraz durmak huzur bulmama yardımcı olabilir diye düşündü. Her yer bembeyaz olduğu halde bile güzel gözüküyorsa ilkbahar daha başka olurdu. Neredeyse her evin bahçesinde bulunan çam ağaçlarının üstü karla kaplıydı. Daha doğrusu kar çam ağacını süslemişti.

Fazla beyazlık Elif’in gün yüzü görmemiş gözlerini yakmıştı. Ama Elif ne kafasını eğiyor ne de gözlerini kapatıyordu. Çünkü bu harikulade sokak ona huzur vermişti. Yüzünde fark etmediği bir gülücük oluşmuştu. Bu havayı vücuduna hapsetmek istercesine derin derin nefes alıyordu.

Her adımını yavaş atıyor yolun bitmesini istemiyordu. Ama her güzel şeyin sonu olduğu gibi bu yolunda sonu gelmişti. Sokağın sonunda, köşedeki mavi evi gördü. Sanki yeni boyanmış gibi masmaviydi. Adımlarını evin ön kapısına getirdi. Kapı evin canlı renginin aksine kahverengi ve paslıydı.

Konuştuğu çocukların söylediğine göre adamın gelmesine bir saatten az vardı. Yani şuan evde sadece adamın annesi olmalıydı. O anda evin yanına park edilmiş taksiyi gördü. Ama çocuklar ikindiye doğru eve geldiğini söylemişlerdi. Adam evdeydi ya da taksisini bırakıp başka bir yere gitmişti.

Adamın ne yapmaya çalıştığını bir türlü çözemiyordu. Neden projelerini getirmek yerine hiçbir şey yapmamayı tercih etmişti. Projelerinin hâlâ orada olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Elif yavaşça taksiye yaklaştı. Kendini bir tuhaf hissetmişti. Hiç alışık değildi gizli saklı işler yapmaya. O net bir insandı. Kafasını eğerek arabanın arka koltuğuna baktı. Arka koltuk boştu. Sonra ön tarafa baktı. Ön koltuklar da boştu. Projeler takside değildi. Umutsuzca adımlarını paslı kapıya yöneltti. Adam projeleri eve bırakmış olabilirdi.

Kapı zili yoktu. Eve izinsiz girmek istemiyordu. Ona göre insanların evine izinsiz girmek büyük saygısızlıktı. Bir yandan da kendini mecbur hissetmişti. Paslı demir kapının tokmağını çevirdi. Kulakları tırmalayan gıcırtılı bir sesle kapı açıldı. Yavaş adımlarla bahçeye girdi.

Evin giriş kapısına uzanan taşlı ve çamurlu yolu takip etmeye başladı. Evin dış kapısı hafif aralıktı. Bu soğuk havada neden dış kapı açık bırakılmıştı ki? Hem bu haldeki bir eve isteyen herkes rahatlıkla girebilirdi. Ya Elif fazla korumacıydı ya da buradaki insanlar birbirlerine güveniyorlardı. Elif kapıyı tıklattı. İçerdeki birinin bu sesi duyması zordu. Böyle olmayacağını anlayan Elif evin kapısını iyice açtı. Girişte küçük bir hol vardı. Adımlarını yavaş ve tedirgin bir şekilde içeri attı. Ayakkabılarını çıkarıp orada bulunan terliklerden giydi. Ayağındaki terliklerle içeri geçti. İzinsiz girmesine rağmen kendini burada yaşıyor gibi hissetmişti. Ama yinede büyük bir suçluluk içindeydi. “Umarım.” dedi “Umarım bu yaptıklarımın sonucunda projelerime ulaşabilirim.” Kapının karşısındaki odaya girdi. Burası evin salonu olmalıydı. Odaya girmişti ama amacı neydi bilmiyordu. Adamın annesiyle mi konuşacaktı? Yoksa adamın eve gelmesini mi bekleyecekti? Sadece aklına ne gelirse yapıyor ve pişman olmak istemiyordu.

Odadaki duvarlar kitaplarla doluydu. Elif yavaşça kitaplığa yaklaştı. Uzun süredir temizlenmedikleri üstündeki bir parmak tozdan anlaşılıyordu. Elif kitap okumayı çocukluğundan beri severdi. Ama son iki yıldır hiçbir kitabın yüzünü açmamıştı. Ellerini narince kitapların üstünde gezdirdi. Her biri birbirinden özel ve kıymetli gözüküyordu. Böylesine güzel kitapları okuyan bir adam Elif’in projelerini çalmış olabilir miydi? Belki de evinin yıkılmasını istemiyordu ama o projeler Elif’in kariyeri için çok önemliydi. Ağlamamak için gözlerini kapattı ve kafasını yukarı kaldırdı. Çok fazla oyalanmıştı, büyük ihtimalle toplantıya geç kalmıştı. Belki de işinden olacaktı. Adamın peşinden gelmeseydi daha farklı şeyler olabilirdi. İç güdülerini takip etmişti. Uzun yıllardır yapamadığı bir şey yapmak istemişti. Kendi monotonluğundan kurtulmak istemişti. Aslında ilk başta amacı o değildi. Sadece projesini bulmaktı. Lakin ayakları onu buralara kadar getirmişti.

            Bir sesle irkildi. “Yeliz sen misin?” dedi kısık bir ses. Daha doğrusu güçsüz bir sesti.

Elif korkuyla başını çevirdi. Bu ses adamın annesine ait olmalıydı. Paniklememeye çalışarak odadan çıktı. Sesin geldiği tarafta kapısı kapalı bir oda vardı. Odanın kapısını yavaşça açarak içeriye girdi.

“Yok teyzeciğim ben Elif. Evinize habersiz girdiğim için özür dilerim.” dedi ve kadına yaklaştı.

“Bende seni komşunun kızı Yeliz sanmıştım. İki saattir yemek getirmesini bekliyorum. Yine unuttu beni.” Yaşlı kadın yerinden kalkamayacak kadar hasta görünüyordu. Demek ki kapı bu yüzden açıktı.

“Seni tanıyamadım kızım kimsin?” dedi. Elif heyecanlandı.

“Ben Ahmet Dayı’ya bakmıştım.” dedi.

Yaşlı kadın hızlı bir şekilde doğruldu. Yüzündeki ifadeden Elif hiç memnun olmamıştı.

“Kızım daha kaç defa diyeceğiz? Biz bu evi satmıyoruz.” diye bağırdı. Elif hem şaşırmış hem de korkmuştu

Bu mahalledeki herkes neden onun müteahhit olduğunu düşünüyordu? Buraya gelen her yabancıya böyle mi tepki veriyorlardı yoksa Elif biraz resmi giyindiği için mi onu müteahhit sanmışlardı?

“Yok teyzeciğim siz beni çok yanlış anladınız benim gelmemin evinizle alakası yok.”

Aslında var gibiydi. Buraya yapılacak olan sitelerin projelerini arıyordu. Tabiki de yaşlı ve hasta kadına bunu söyleyemezdi.

            “Üzgünüm yavrum bu aralar çok gider gelir oldu takım elbiseli müteahhitler. O yüzden seni de onlardan sandım.” dedi biraz utangaçlıkla.

Elif gülmeye başladı. Kendini tutamamıştı. Bunca zaman sonra içten gülmek onu rahatlatmıştı. Kahkahalarına sobanın hışırtısı eşlik etti.

“Neden gülüyorsun hanım kız?” dedi yaşlı kadın tebessüm ile. Elif’e kanı kaynamıştı. Ama kadının gözünden Elif’in soluk teni kaçmamıştı. Elif gülüşünü dizginlemeye çalışarak cevap verdi:

“Verdiğiniz tepkiye gülüyorum.” Dedi ve tekrar gülmeye başladı.

“O mu? Ben neredeyse her gün o adamlara evimizi satmayacağımızı söylüyorum. Ben söylemekten bıktım onlar duymaktan bıkmadı.” dedi sıkıntıyla. Belli ki yaşlı kadına evini satması konusunda çok ısrar ediyorlardı.

“Kim ki bu adamlar?” dedi Elif. Aslında koyu bir sohbete girmek istemiyordu ama bu ortam hoşuna gitmişti. Büyük ihtimal şuan toplantı başlamıştı ve tuhaf olan şuydu ki Elif’in umrunda değildi.

“Her Allah’ın günü buraya gelip evimizi satmamız için yalvaran müteahhit bozuntuları.” dedi ve yüzünü buruşturdu.

Elif şaşırmıştı. Hiç bu açıdan düşünmemişti. Ona göre bu kesimdeki insanlar evlerini satmak istemiyor ve işinin geleceğini engelliyorlardı. Mahcup bir ifadeyle kadına baktı. Bu yaşlı kadını çok zor durumlara sokmuşlardı. Her gün onu evini satması için zorluyorlardı.

“Üzgünüm.” dedi kısık bir sesle. Kadın duymamıştı bile ama Elif üzüntüsünü ancak bu kadar dile getirebiliyordu. Bu olanlar onun suçu olmayabilirdi lakin kendi işyerinin suçuydu. Kadın kafasını Elif’e çevirerek:

“Eee kızım Ahmet’i sormaya gelmiştin.” dedi.

Elif şaşkınca kadına baktı. Ne diyebilirdi ki? “Oğlunuz projelerimi çaldı hesap sormaya geldim.” mi diyecekti? Yoksa “Evlerinizin yıkımıyla başlayacak olan inşaat için hazırladığım projeleri almaya geldim.” mi diyecekti?

“Şey...” dedi sonra sustu. Kafasında bir sürü kelime vardı. Onları güzelce seçip söylemeliydi. Ortalığı karıştırmak istemiyordu. Tam söze başlayacakken kapı aniden açıldı.

“Yaren Abla nasılsın?” diyerek içeri bir kız girdi. Sesi çok neşeliydi. Elindeki yemek tepsisini yere koydu ve odun kovasına yöneldi.

Bu Yeliz olmalıydı. Elif’in kurtarıcısı. Elif ayağı kalktı ve sobaya odun atan Yeliz’e yaklaştı.

“Merhaba.” dedi.

“Merhaba. Siz kimsiniz?” dedi Yeliz. Sonra Elif’i incelemeye başladı. Elif’in üzerindeki kıyafetlerle kendi kıyafetlerini karşılaştırdı. Kendi kıyafetleri ucuz ve eskiydi. Elif’i kıskandı. “Keşke benim de böyle kıyafetlerim olsa.” diye geçirdi içinden. Yeliz bu düşünceler içindeyken Elif:

“Elif ben. Sen de Yeliz olmalısın?” dedi tüm samimiyeti ile.

“Evet. Neyse Elif o zaman sen yedirirsin Yaren ablayı. Benim işler beklemez.” diyip gitti. Elif kadına acımıştı. Yeliz onu bırakmaya her daim hazır gibi duruyordu. Umursamazdı.

Yere konan yemek tepsisin alıp eski yerine geçti Elif. Yeni tanıştığı bir kadına yemek yedirecekti. Kendini çok farklı hissetti. Uzun zamandır Yaren abla kadar samimi bir insan görmemişti. Hem mutlu hem de huzurluydu. Üzerinde hiç yük yokmuş gibi rahattı. Halbuki onun için çok önemli olan bir toplantıyı kaçırmak üzereydi. Bunun geleceğini nasıl etkileyeceğini dahi düşünmüyordu. Çorbadan bir kaşık alıp kadına verdi. Yaşlı kadın gözlerinde mahcup bir ifade ile çorbayı içti. Neden mahcup olmuştu ki? Yatalak olması, kolunu kıpırdatamaması onun suçu değildi. Onun yapması gereken sabredip, mücadele ederek üstesinden gelmekti. Ama bakışları özür diliyordu Elif’ten. Sebepsizce.

“Kızım, Yeliz için üzgünüm. Ayıp nedir bilmez o.” dedi.

“Olur mu öyle şey? Kim olsa aynı şeyi yapardı. Hem bu beni mutlu etti.” dedi ve gülümsedi. Yalan söylememişti. Bu onu gerçekten mutlu etmişti. Bunca zaman sonra birilerine yardım etmek onu sevindirmişti.

“Desene annen yaşadı.” dedi tebessümle.

Elif donakalmıştı. Annesini en son iki ay önce görmüştü. Haftalardır da sesini duymuyordu.

“Yoksa yanlış bir şey mi dedim?” dedi kadın. Elif’in yüz ifadesi onu korkutmuştu. Annesi ölmüş olabilirdi.

“Yok teyzeciğim sadece annemi uzun zamandır görmedim. İçlendim biraz.” dedi sakince. Ne çok isterdi annesinin saçlarını oynamasını. İstese ayda bir annesinin yanına gidebilirdi. Lâkin patronunun gözüne girebilmek için gece gündüz çalışıyordu. O çalıştıkça patronu seviniyor, patronu sevindikçe Elif daha çok çalışıyordu.

“Olur mu kızım? Ben gördüm ellerinizde tuttuğunuz küçük şeylerle karşılıklı görüşebiliyorsunuz.” dedi. Dili döndüğünce telefondaki görüntülü konuşmadan bahsetmişti.

Elif mahcup bir halde başını eğdi. O annesini aramıyordu ki bir de görüntülü konuşsun.

“Şey, pek boş vaktim olmuyor o yüzden annemi arayamıyorum.” dedi. Türlü emeklerle onu büyüten annesiyle bile görüşmek için zamanı yoktu. Yaren Hanım:

“Öyle şey mi olur? Anne aranmaz mı kızım?” dedi kınarcasına. Kendini düşündü. Şimdi onun arayanı soranı vardı. Onu her şeye rağmen seven oğlu vardı. Elif biraz olsun vakit ayırıp annesini aramıyordu. Bu duruma çok üzüldü.

“Sakın seni canından çok seven kişileri ihmal etme. Zamanında benim de başıma geldi. Bedelini ödemek çok zor.” dedi. Yüzünde hüzünlü bir yaşanmışlık ifadesi belirdi.

Yaren Hanım Elif’in yüzündeki soru ifadesini fark edince anlatmaya karar verdi. Belki de onun bu hayat tecrübesi Elif’e rehber olurdu.

“O zamanlar Ahmet küçüktü. Sanırsam on yaşlarındaydı. Gözlerindeki ışıltı hiç kaybolmazdı. Herkesin sevdiği bir çocuktu. Ama o herkesten çok beni severdi, bana çok bağlıydı” dedi ve gülümsedi. Aklına o günler gelmiş olmalıydı.

“Her gün beni o uyandırır neşe saçan hareketleriyle günümün iyi geçmesini sağlardı. Ama ben bunları çok geç fark ettim. Kendimi işime adamıştım. Dikişçiliğe. Biliyorum şimdi saçma gelebilir ama o zamanların en popüler mesleklerindendi. Ahmet ile çok az vakit geçirirdim. Gün boyu dikiş dikerdim. “Oğlum ne yaptı acaba?” demezdim.” dedi ve gözünden bir damla yaş süzüldü. Elif dikkatle Yaren Hanım’ı dinliyordu.

“Benim bu ilgisizliğime rağmen oğlumun bana olan sevgisi her zaman tamdı. Babasından korkardı. Rahmetli Enes Bey sert bir adamdı. Hiç bir zaman çizgisinden şaşmazdı. Bir gün Enes Bey’le tartıştık. Öyle çok sinirlendi ki bana tokat attı. Galiba hak etmiştim.” diyerek gülümsedi. Enes Bey’i çok seviyor olmalıydı.

“Ahmet, yere düşmeyeyim diye beni tutmaya çalışırken kendisi sobanın üzerine düştü. O anın şaşkınlığından mıdır bir anda kalkamadı ve kolu ile sırtı yandı. Ana yüreği dayanır mı? Hemen yanına koşup müdahale etmeye çalıştım. Belki bir şey yaparım diye. İşte tam o sırada Enes Bey beni kolumdan tutup geri çekti ve bana bağırarak:

“Sen dur kadın. Oğlunla bu zamana kadar ilgilendin mi ki bugün düştü diye yanına koşuyorsun? O ne zaman düşse yanında ya ben vardım ya komşu çocukları. Sen git o çok sevdiğin kumaş parçalarını dikmeye devam et.” dedi. Sonra Ahmet’i kucağına aldı. Ahmet’in gözlerindeki tüm ışık sönmüştü, sessizce ağlıyordu. Ne bağırıyor ne de hıçkırıyordu. Gözlerindeki ifade de bana karşı kin yoktu.” dedi ve ağlamaya başladı.

Elif’in gözleri dolmuştu. Annesini düşündü. Onun tek evladıydı. Annesi şuan kilometrelerce uzakta tek başına yaşıyordu. Ya başına kötü bir şey gelseydi. Elif hiç bu yönden düşünmemişti.

“Peki sen ne yaptın?” dedi Elif. Merak etmişti. Bir ana yüreği bu duruma nasıl karşılık vermiş olabilirdi.

            “Ne mi yaptım? Oğlumla geleceğimi garantiledim. Enes kucağında Ahmet ile daha odadan çıkmadan yanıma gelmek zorunda kaldılar. Çünkü kendi kendime bir karar almıştım. Ben biricik oğlum ile ilgilenmiyorsam bunun sebebi ellerimdir. diye düşünerek Ahmet’in yandığı sobanın içine elimi soktum. Biliyordum kendi canına zarar vermenin öbür dünyada ağır cezaları vardı. Ama ben kendimi tanıyordum. Ellerim sağlam kalırsa yine her şey eskisi gibi olurdu” dedi ve sanki bunlar hiç yaşanmamışçasına gülümsedi.

“Yorganın ellerimin üzerinden kaldırır mısın?” dedi. Elif, Yaren Hanım’ın ne yapmaya çalıştığını anlamamıştı ama yine de dediğini yaptı. Yorganı açar açmaz şaşkına döndü. Yaren Hanım’ın elleri tamamen yanmıştı.

“Korkma kızım. O benim cezam.” dedi ve Elif’in yardımıyla ellerini yorganın dışına çıkarttı.

Elif daha iyi kavramıştı her şeyi. Kendi halini düşündü sonra. Çok para kazandığı, gençliğini adadığı bir işi vardı ama sevdiklerine ayıracak vakti yoktu. Yaren Hanım:

“Ahmet’in vücudundaki yanık izleri de geçmedi. Ama onun umurunda değil. Ona göre bu olaydan zarar gören kendisi değil bendim, bana göre ise zarar gören oydu.” dedi hüzünle.

“Artık üzmeyin kendinizi. Bakın oğlunuz sizden vazgeçmemiş.” dedi Elif. İyi yönü buydu. Her şeye rağmen pes etmeyen bir çocuk vardı ortada. Annesi yatalak olmasına rağmen ona gözü gibi bakıyordu. Yaren Hanım:

“Ben de ona şaşırıyorum ya. Böyle bir anneyi hak etmemişti. Ama o beni sevmekten hiç vazgeçmedi. Neyse anlamışsındır umarım.” Dedi. Elif bir nebze anlamıştı. Yaren Hanım ile hayatları benziyordu aslında. İkisi de işine adamıştı kendini. Biri erkenden fark edip kendini dizginlemişti. Elif ise işi sebebiyle buradaydı. Ne yapacağını bilmiyordu.

“Neyse, yemeğin soğumadan yedireyim.” dedi konuyu kapatmak için. Cevap vermek onun ona zor gelmişti.

Yaşlı kadın hiçbir şey demedi. Sadece belli belirsiz gülümsedi. O üstüne düşeni yapmıştı. Şimdi sıra Elif’te idi.

Elif, çorbadan bir kaşık alıp kadına uzattı. Hoşuna gidiyordu birine yardım etmek. Ama bu durumu biraz garipsemişti. Hiç tanımadığı bir yere geliyor, tanımadığı birinin evine izinsiz giriyordu ve şimdi o evdeki yaşlı bir kad_