İnternet ve Psikolojimiz


Geleneksel değerlerin hükmünü yitirdiği, teknobiyoloji ve bilgi teknolojilerinin hükmettiği günümüzün dünyası büyük bir kırılma yaşıyor. Yaşamımızdan silinen sahiciliğin yerini sanallık ve yapaylık aldı bile. Tükettiğimiz besinlerden tutun, kurduğumuz insani ilişkilere varana kadar her şey bu “teknomedyatik dünya” tasarımının şablonların uygun biçimde şekilleniyor. “Bu başı sonu belirsiz sarmal içinde yitirdiğimiz hakikati nasıl geri kazanacağız?”

İnternet ve Psikolojimiz

Geleneksel değerlerin hükmünü yitirdiği, teknobiyoloji ve bilgi teknolojilerinin hükmettiği günümüzün dünyası büyük bir kırılma yaşıyor. Yaşamımızdan silinen sahiciliğin yerini sanallık ve yapaylık aldı bile. Tükettiğimiz besinlerden tutun, kurduğumuz insani ilişkilere varana kadar her şey bu “teknomedyatik dünya” tasarımının şablonların uygun biçimde şekilleniyor. “Bu başı sonu belirsiz sarmal içinde yitirdiğimiz hakikati nasıl geri kazanacağız?” Erol Göka İnternet ve Psikolojimiz’de bu çetin sorunun cevabını arıyor. İçinde bulunduğumuz hunhar yeni dünyayı psikodinamik varoluşçu yaklaşımı benimsemiş bir ruhiyatçının bakış açısıyla gözlemliyor ve meseleyi etraflıca kavramayı hedefliyor. Olguları objektif bir şekilde ele almak için azami gayret ederken, gözlemleyenin gözlemin dışında tutulamayacağı bir işe giriştiğinin farkındalığıyla hareket ediyor. Hepimizi temkinli olmaya, aklıselime ve olup biteni birlikte derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

(Tanıtım Bülteninden)

----------------------------

Makinelerimiz rahatsız edici derecede canlı, bizler ise korkutucu derecede cansızız. 46

Biz makineleri düşünebiliyorsak makineler düşünebilir; eğer düşünebilen makineleri düşünebiliyorsak, makineler de bizi düşünebilir.  51

Teknomedyatik dünya bizi, hayatın çelik kafesinden firar etme istediğimizden yakaladı. Pokemon ve Farmville tutkunları asla hasta değil; onlar, oyun oynamaya ve bu sırada, şu acımasız dünyadan bir süreliğine firar etmeye ihtiyacı olan insan kardeşlerimiz. 84


Bu dünyayı tanıyın ve yaşamaya alışın, diyorsunuz... 

Yeni bir iş nedeniyle İstanbul'dan Ankara'ya gittiğinizi düşünün. Önce işinizi, orada çalışan insanları tanımaya çalışırsınız. Herkesle bir şekilde temas eder ve insanları anlamak için çaba harcarsınız; bir süre sonra da tanır ve mesafe koyacaklarınıza mesafe koyarsınız. Dünya. daha interneti tanımadığı için mesafeler koyma konusunda tereddüt ediyor ve bu yüzden de herkes birbirini tembihliyor: 'Oraya giderken dikkat et!” Aslında normal ilişkilere çok benziyor. Anneniz. babanız, sevdikleriniz, yeni bir yere gideceğiniz zaman, 'Aman dikkat etl" demezler mi, bu da öyle bir şey işte. Bu yüzden buradan kaçmak yok ve de yasaklarla bunun içinden çıkamayız. Eğer böyle yapmazsak, internet kazanır, hiz ortada kalırız. Internetin içine gireceğiz, orada yaşayacağız. oradaki sorunları görüp kendi güvenilir çevremizi oluşturacağız. Ya da internet karşısında oturacak, benim gibi otomobile binmeyi reddedeceksiniz. Otomobilsiz yaşamak kolaydır. ama ileride intemetsiz yaşamanın neredeyse imkânsız olacağını sanmıyorum. 179

Anne babalar çocuklarına istedikleri kadar yasak koysun, sınırlama getirsin; bir biçimde çocuk dış dünyaya açıldıktan sonra olacakları tümüyle denetleyemez ki... Anaokuluna gittiğinden itibaren, bu dünyanın kapısını açıyor ve içeri giriyor çocuk, biz evde tamamen yasaklasak bile. Girdiği andan itibaren de gelişen beyniyle o dünyanın insanı oluyor. Anne baba bu dünyanın insanı değil. Ben “denizin balıklarıyız' diyorum ama yetişkinler açısından tam doğru bir ifade değil bu. Bizler orada yüzmeyi öğreniyoruz daha. Ama çocuklarımız, gençlerimiz artık gerçekten o denizin balıkları. Nasıl modern şehirde doğan birisi olarak elektrifikasyon, yolların asfalt oluşu, trafık gibi şeyler vakti zamanında bizim gözümüze batmamışsa, teknomedyatik dünya da çocuklarımıza batmıyor, sanki ilk insan var olalı beri bu dünya varmış gibi algılıyorlar. Köyden gelen adam şehirde, büyük şehirde, metropolde, megapolde nasıl bir afallama, bir şaşkınlık hâli yaşıyorsa biz yetişkinlerin de teknomedyatik dünya karşısındaki konumu o. Şimdi bu tespit, yani öğrenmeye çalışanlar ve içine doğanlar ayrımı doğruysa, çocuğuna yardım etmek isteyen bir ebeveynin ilk yapması gereken, bu dünyayı öğrenmesidir. Peki, biz ne yapıyoruz? Aman yasak! Girme oraya sakın! Neden böyle? Çünkü ödümüz patlıyor, bilmiyoruz sanal diyarları. Bu korkak tutumumuzla, farkına varmadan, aslında çocuğumuzun bundan sonraki geleceğiyle ilgili. dünyayı tanımasıyla ilgili imkânları da ortadan kaldırmış oluyoruz. 189


Hayatımızın bir parçası olan interneti kullanmamız bağımlılık olarak nitelenemez. Çünkü internet, teknolojik dünyanın asıl bir aygıtıdır. Bundan kaçamazsınız. Akıllı telefonlarla bu daha da artacak. Teknomedyatik dünya. birebir dış dünyayı taklide doğru gidiyor. Buna karşı yapabileceğiniz tek şey, eleştirel bilinci yükseltmek. Yoksa tanılar koyarak bunu engellemeye çalışırsanız, komik duruma düşersiniz. Böylesine bir teknolojinin egemenliği altında yaşamayı uygun bulmuyorsan yapacağın şey, çocuğundan önce bu dünyayı öğrenmen ve ona rehberlik etmendir. Eskiden, yirmi-otuz yıl önce de çocuğumuz televizyonu nasıl seyretsin diye tartışıyorduk, değil mi? Aynı öneriyi o zaman da yapıyorduk. Televizyonsuzluğu tam olarak sağlayamazsın, ama program içeriklerini öğrenerek çocuğa rehberlik edebilirsin. Bu noktayı çok iyi anlatabilmeliyiz. Zira söylediğim şeyler kimi zaman, “Bırakın çocukları, sabah akşam bilgisayarla oynasınlar," demişim gibi algılanmaya müsait. Elbette öyle değil... Ben bir şeye işaret etmeye çalışıyorum; insanları neofobiye, yani yenilik korkusuna düşmeden düşünmeye, konuşmaya, davranmaya davet ediyorum sadece. Rehberlik edeceksen gereğini yapacaksın, "Ben bilmiyorum, çocuğum içine doğuyor; o zaman ben de öğrenmeliyim," diyeceksin. Söylediğim bu. 190

EROL GÖKA hocanın ana savunması 

Her tarihî dönemde olduğu gibi en nihayetinde makul olan aşırılığı yenecek, çoğunluğun sağduyusu dertlere bir çare üretecek, sağlıksız olan bertaraf edilecektir.207