Beyin "Senin Hikayen"


Gerçek nedir? Sen kimsin? Nasıl karar veriyorsun? Beynin neden başkalarına ihtiyaç duyuyor? Teknoloji insan olmak ın anlamını değiştirebilir mi?

Beyin

Büyük ilgi gören kitabı Incognito ile nörobilimi geniş kitlelerle buluşturan David Eagleman, bizi içimizdeki kozmosa doğru hızlı ve nefes kesici bir yolculuğa çıkarıyor: Gerçek nedir? "Sen" kimsin? Nasıl karar veriyorsun? Beynin neden başkalarına ihtiyaç duyuyor? Teknoloji "insan olmak"ın anlamını değiştirebilir mi?

Durak durak ilerleyen bu büyüleyici yolculuk ekstrem sporlar dünyasından ceza hukukuna, yüz ifademizden beyin ameliyatlarına, içgüdülerden ölümsüzlük arayışına kadar uzanıyor. Yol üstünde, muazzam karmaşıklık barındıran beyin hücreleri ve onları birbirine bağlayan trilyonlarca sinirin arasında görmeyi pek de beklemediğiniz bir şey beliriyor: kendiniz.

"Nörobilimin dahice yazılmış hali. Soluksuz okunuyor."
-Guardian-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitaptan aklımda kalanlar, yorumlarım:

Hastalıklı beyin dokusuna sahip olduklarn halde bilişsel belirti göstermeyen katılımcılarda, "bilişel rezerv" olarak bilinen durum gelişmişti. Beyin dokusunun bazı alanları hasara uğrarken etkin içimde kullanılan başka alanlar, işlevsiz kalan bölgelerin rolünü de üstlenerek hasarı kapatabilmişti. Beynimizi bilişsel yönden ne kadar zinde tutarsak (ki, bunun yolu da genellikle beyni toplumsal etkileşimin de dahil olduğu zor ve yeni işlere koşmaktır), bir noktadan diğerine ulaşmayı sağlayacak yeni yolların inşasına katılan nöral ağlar da o kadar çok olur.

Beyni bir alet kutusu olarak düşünün. Eğer bu iyi hazırlanmış bir kutuysa, bir işi halletmek için gereken bütün aletleri içerecektir. Bir civatayı yerinden çıkaracaksınız, kutudan bir lokma anahtarı alırsinız; bulamazsanız da bir İngiliz anahtarı, o da yoksa, belki bir pense işinizi görür. Bilişsel olarak zinde bir beyin için de aynı şey geçerlidir: Hastalık nedeniyle birçok sinirsel yol hasara uğrasa bile, beyin başka çözümlere başvurabilir. (35) 

Bir kar tanesi ne kadar benzersiz ise, bir beyin de öyledir. (40) 

İşin daha da tuhafı şu ki, sözünü ettiğimiz dalgaboylar yalnızca "görünür ışığı" yani kırmızıdan mora kadar olan dalgaboyu tayfını kapsar. Ama görünür ışık elektromanyetik tayfın on trilyonda birinden azını yani yalnızca küçücük bir bölümünü oluşturur. Tayfın geri kalani; radyo dalgalari, mikrodalgalar, X-ışınları, gama şınları, cep telefonu konuşmalari, kablosuz bağlantıları vb.ni içerir. Işte bütün bu bileşenler, şu anda bile içimizden akıp geçmekteyken, bizler hiçbir şeyin farkında değilizdir. Bunun nedeni ise, tayfin geri kalanından gelen sinyalleri alacak özelleşmiş reseptörlerimizin bulunmayışıdır. Gerçekliğin görebildiğimiz incecik dilimi, biyolojimizle sınırlanmıştır. (71) 

ŞİMDi'NiN GÜCUYLE BASETMEK ODYSSEUS ANLAŞMASI

Bu kişi, spor salonu senaryosunun çok daha uç bir örneği yaşamıştı. Yapmak istediği bir şey vardı, ama zamanı geldiğinde şeytana karşı koyamayacağınin da farkındaydı. Mesele onun için fiziğini korumak değil, hayatını büyüleyici güzellikteki bir grup genç kızın gazabından kurtarmaktı. Truva Savaşi'ndan zaferle çikmiş ve yurduna geri dönmekte olan efsanevi kahraman Odysseus'tan söz ediyoruz. Odysseus, yaptığı bu uzun yolculuğun bir noktasında, gemisinin kısa süre sonra muhteşem güzellikteki Sirenlerin yaşadığı adanın önünden geçeceğini fark etmişti. Sirenler, denizcilerin aklını başından alan büyüleyici güzellikte şarkılar söylemeleriyle ün yapmişlardı. Ancak sorun şuydu ki, Sirenlerin cazibesine karşı koyamayan denizciler onlara ulaşmaya çalışırken, gemileri kayalara çarpıp parçalanırdı. Bu efsanevi şarkiları dinlemek için Odysseus da dizginlenemez bir istek duyuyor, ancak bu arada kendisi ve tayfasının ölümüne neden olmak da istemiyordu, Bunun izerine bir plan yaptı. Müziği duyduğunda, karşı koyamayacağını biliyordu. Sorun şimdiki akılcı Odysseus değil, gelecekteki Odysseus'tu: Sirenlerin müziğini işittiği anda dönüşeceği, aklını yitirmiş bir Odyseus. Adamlarna, kendisini gemi direğine sıkıca bağlamalarıni emretti. Kendileri de kulaklarını bal mumuyla tıkayacak ve böylece Sirenlerin şarkılarinı duymayacaklardı. Gemiyi yönlendirirken, Odyseus'un bütün yalvarmalarını, haykırışlarını ve çırpinmalari, görmezden gelmek üzere kesin emir almışlardı. Odysseus, gelecekteki kendisinin doğru kararları verecek durumda olmayacağinın farkındaydı. Aklı başındaki Odysseus, bu nedenle her şeyi öyle bir ayarladı ki, yanlış adımı atması artık mümkün olamazdı. Işte bütün bunlara bağlı olarak, şimdiki ve gelecekteki kendiniz arasında yapacağnz bu türden pazarliklar, Odysseus anlaşması olarak anılagelmişlerdir. Spor salonuna gitme örneğine dönersek, benim yaptığım basit Odysseus anlaşması, bir arkadaşımla orada buluşmak üzere önceden sözleşmekten ibarettir. Bu sosyal anlaşmaya bağlı kalmak yönünde hissettiğim baskı, beni o direğe bağlayan etkendir. Bir kez aramaya koyulduğunuzda, bu Odysseus anlaşmalaryla çevrelenmiş olduğunuzu fark edersiniz. Final sınavları haftasında birbirlerine Facebook şifrelerini veren üniversite öğrencileri, örneklerden yalnızca biridir. Her biri, diğerinin şifresini değiştirir ve böylece finaller bitene kadar ikisi de Facebook'a giriş yapamazlar. Rehabilitasyon programlarına katılan alkol bağımlıları için önerilen ilk adım, evlerini alkollü içkilerden bütünüyle temizlemek ve böylece kendilerini zayıf hissettiklerinde önlerinde onları ayartacak bir sey bırakmamaktır. Kilo sorunu olan bazı insanlar da mide hacimlerini küçültme yoluna giderek, fazla yemenin önüne fiziksel bir engel koymuş olurlar. Odysseus anlaşmasının biraz farklı bir uygulamasında ise öyle bir ayarlama yapılir ki, insanlar verdikleri sözden dönmeleri durumunda karsı oldukları bir kuruluşa belirli bir para bağışında bulunurlar. Örnek vermek gerekirse, hayatı boyunca hak eşitliği için mücadele etmiş bir kadın, Ku Klux Klan için yüklüce bir çek yazmış ve arkadaşına tek bir sigara daha içerse çeki örgüte göndermesini sıkı sıkıya tembih etmişti. " Bütün bu örneklerin ortak yönü, insanların, gelecekte istenmeyen şekilde davranmamak için, şimdiki zamanda bazı ayarlamalar yapmış olmalarıdır. Çünkü kendimizi direğe sıkıca başladığımızda, şu anin ayartıci gücüne karşı koyma şansımız vardır. Bu, olmak istediğimiz insan tipiyle daha uyumlu bir davranış sergilememizi sağlayan küçük bir oyundur. Odysseus anlaşmasının anahtarı, farklı koşullarda farklı insanlar olduğumuzu kabul etmektir. Daha iyi kararlar vermek İçin, yalnzca kendinizi değil, sahip olduğunuz bütün kimlikleri tanımanız önemlidir.(144-146)

SABIR SABIR SABIR 

1. Bölüm'de gördüğümüz gibi, prefrontal korteksin tümüyle gelişmemiş olmas, kararlarin coğunlukla gelecek gözetilmeksizin ve dürtüsel olarak verilmesine neden olur. Mendota'da rehabilitasyon için benimsenen yaklaşım, işte bu gerçekten yola çıkılarak oluşturulmuştu. Program, çocuk ve gençlerin kendilerini kontrol etme becerisini geliştirmek amacıyla bir kılavuzluk, danışma ve ödül sisteminden yararlanıyor. Kullanılan önemli bir teknik ise, herhangi bir karara varmadan önce biraz durup, kararın gelecekteki sonuclari düşünmelerini istemek. Bu. onları olasiliklar üzerinde simülasyonlar yapmaya ve bäylece dürtülerin anlık tatminine baskın gelecek nöral ağları güçlendirmeye teşvik eden bir yöntem.(156) 

DİNİMİZİN (İSLAM) CEMAATE TOPLULUĞA VERDİĞİ ÖNEM 

  • Beyniniz, normal biçimde islev görmek için nelere ihtiyaç duyar? Yedikleriniz, aldığınz besinler, soluduğunuz oksijen, içtiginiz suyun ötesinde, en az bunlar kadar önemli bir sey daha vardır: Beyin, başka insanlara da ihtiyaç duyar. Normal beyin işlevleri bizi saran toplumsal ağlara bağlıdır. Nöronlarimizın hayata tutunup serpilmesinde, başka insanlara ait nöronlar da önemli rol oynar. (159) 
  • Sizin nöronlarınz, devasa ve değisken bir süper-organizmanın bünyesi içinde, gezegendeki diğer herkesin nöronlaryla karşılıklı etkileşim içindedir, "Siz" olarak tanmlayıp diğerlerinden ayırdığımız şey, aslında büyük bir ağ içinde yer alan daha küçük bir ağdan başka bir şey değildir. Türümüz için parlak bir gelecek istiyorsak, insan beyinlerinin birbiriyle nasıl etkileşim kurduğunu araştırmamız, bu etkileşimden doğan fırsatlar kadar, tehlikeleri de anlamaya çalışmamz gerekir. Çünkü beyin devrelerimize kazınmış gerçekten kaçmamız mümkün değildir: Birbirimize ihtiyacımz var.(192) 
  • 5.Bölümde (160-192. sayfalar)
  • İnsan toplum içinde yaşamaya mecbur mu? İnsan yalnız yaşayabilir mi? sorularına cevaplar vermektedir.
  • Empati kurmak için karşıdakini yansıt. Beynimiz karşıdaki insanın yüz ifadesini taklit eder. Hadislerde "selamı aranızda yayın", müslümanın müslümana gülümsemesinin bile sadak olduğu belirtiliyor. Müslüman kardeşine gülümserse beyin otomatik olarak gülümseyenin yüz ifadesini taklit edecek. 
  • Beyinlerimiz toplumsal etkileşime bağımlı mı? 
  • Beyin insanlarla etkileşime aç bırakılsa ne olur? sorularına cevap verilmiş.

6. bölümde TRANHÜMANİZM düşüncesine zemin oluşturulmuş.

Transhümanizm Bilim bize bu evrimsel hikayenin ötesine geçebileceğimiz araçları sağlayabilir. Artık kendi donanımımza müdahale edebildiğimize göre, beynimiz, onu teslim aldiğımz şekilde kalmak zorunda değil. Farklı türden duyusal gerçekliklerin, farklı türden bedenlerin içine girebiliyoruz. Sonunda fiziksel çatımızi üzerimizden tümüyle atmamız bile söz konusu olabilir. Türümüz şu anda, kendi kaderimizi elimize almamızi sağlayacak araçları keşfetme aşamasında. Ve kime dönüşeceğimiz, tümüyle kendimize bağlı.(242) 

"Ölüme İnat" adlı bölümde dile getirilen "Gelecekte ölüm kaçınılmaz olmaktan çıkabilir mi?" sorusu transhümanizm akımının düşüncesini hatırlatıyor.

Transhümanizm ile ilgili bilgi için linki ziyaret edebilirsiniz:      https://zamaninotesi.com/2014/11/22/transhumanizm/